Çocuklarda Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Konusunda Aileler Neler Yapabilir?

Anksiyete, tehlikeli bir durum ile karşılaşıldığında kişinin verdiği doğal bir tepkidir. Kişi güvenli bir duruma geçmek için tepki vermektedir. Örneğin bir ormanda yürüyüş yaptığınızı ve karşınıza vahşi bir hayvanın çıktığını düşünelim. Bu durumdan kurtulmak için bedeniniz, adrenalin pompalayarak tehlikeden kaçmanız için size işaret vermektedir. İnsanın varlığını sürdürebilmesi için tehlikede olduğunun farkında olması gerekmekte ve kaygı durumunun oluşması o durumdan kurtulmak için önem taşımaktadır. Ancak kişinin nedensiz bir şekilde kaygı hissetmesi durumunda, anksiyete bozukluğunun varlığından söz edebiliriz.

Tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar da günlük hayattaki çeşitli yaşam olaylarından dolayı endişe duyabilir. Çocuğunuzun çeşitli olaylara karşı endişe duyması onun doğal büyüme aşamalarının bir parçası olarak kabul edilmektedir. Örneğin çocuğunuz, okulun ilk günlerinde endişe duyabilir ve okula gitmek istemeyebilir. Ancak bu durumu zamanla atlatır ve okul yaşamına adapte olur. Ancak çocuğunuzun duyduğu kaygı, onun hayatını ciddi anlamda etkiliyorsa ve normalde yaptığı şeyleri yapamaz duruma geliyorsa, burada anksiyete yani kaygı durumundan söz edilebilmektedir.

Çocuklarda anksiyete belirtileri nelerdir?

Küçük yaştaki çocuklar ancak kısıtlı kaynaklar ile kaygılarını ifade edebilmektedir. Bu durum da ebeveynlerin, çocuklarının ne hissettiğini anlamasında zorluklar yaşamasına neden olmaktadır. Bu nedenle küçük yaştaki çocuklar anksiyete belirtilerini kısıtlı kaynaklarla gösterebilmektedir.

  • Alt ıslatma.
  • Gece uyanma.
  • Kötü rüyalar görme.
  • Gece uykuya dalmakta güçlük.
  • Ağlama hali ve sinirlilik.

Büyük çocuklarda ise aşağıda sayılanlar anksiyete belirtilerini oluşturmaktadır:

Dikkat toplamada güçlük.

Öfke patlamaları.

Geleceğe dair umutsuzluk.

Günlük aktiviteleri isteksiz yapmaları ya da hiç yapmak istememeleri(örneğin okula gitme konusundaki isteksizlik).

Uyku ve yeme düzeninde değişiklikler.

Okuldaki performansta düşüklük yaşanması.

Baş ağrısı gibi semptomlar

Çocuklarda anksiyete neden oluşmaktadır?

Çocuklarda yaşanan anksiyetenin nedeni olarak biyolojik, psikolojik ve çevresel olmak üzere birçok faktör sayılabilmektedir.

Aile içinde yaşanan çeşitli kavgalar ve zorluklar, çocuğun güvensiz hissetmesine ve bunla beraber kaygı duyması.

Cinsel veya psikolojik anlamda istismarın olması.

Yakın birisinin kaybı, araba kazası, doğal felaketler gibi travmatik olaylar.

Okul değişimi veya çocuğun yeni bir ortama adapte olmaya çalışması.

Okul yaşantısında zorbalık görmesi.

Aileler anksiyete problemi olan çocuğuna nasıl yaklaşmalıdır?

Hepsinden önce çocuğunuzun duygularıyla ve kaygı duyduğu olaylar üzerine konuşabilmek önem taşımaktadır. Çocuğunuzu anladığınızı göstermeniz, onu rahatlatacak ve anlaşıldığı hissinin oluşmasını sağlayacaktır. Örneğin çocuğunuzun okuldan endişeli ve mutsuz bir şekilde geldiğini düşünelim. Bu durumda çocuğunuza empatik yaklaşmanız ve duygularını yansıtıcı cümleler kullanmanız önem taşımaktadır. “Evet şu an endişeli ve mutsuz görünüyorsun. Bunu görebiliyorum.” gibi basit bir cümle bile onun yanında olduğunuzu ve kendisini anlayan birileri olduğunu gösterebilecek önemli bir detay olarak yer alabilmektedir. Çocuğunuz konuşmak istemese bile, onu rahatlatıcı ve yargılamayan birilerinin olması hoşuna gidecektir.

Çocuğunuzun okulundaki öğretmenleri ile irtibat halinde kalmanız ve onların gözlemlerini sormanız önem taşımaktadır. Güvenli ortamı ev olan bir çocuk için, anksiyete belirtilerinin okulda yaşanması olası bir durum olarak gözükebilmektedir. Tüm bunların yanı sıra alanında uzman birisi tarafından alınan psikoterapi, çocuğunuzun kaygılarından arınmasına büyük oranda yardımcı olmaktadır. Çocuğunuz için anksiyete, ileriki yaşantısında daha başka sorunlarla karşısına çıkmaktadır. Bu nedenle bu yaşlarda alınan psikoterapi tedavi ediciliği bakımından çok daha yüksek bir orandadır.

Çocuklarda anksiyete bozukluğu nasıl tedavi edilir?

Psikoterapi çocuklardaki anksiyete tedavisi için oldukça işlevseldir. Ancak kronikleşmiş düzeydeki anksiyete için psikoterapinin yanında ilaç kullanımı da gerekmektedir. Çocuğunuzun anksiyete oluşturan düşünceler ile başa çıkabilmeyi öğrenmesi için BDT uygulanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi ile çocuğunuz duygularına neden olan düşünceleri ve başa çıkabilme yollarını elde edebilmekte ve kaygısını oluşturan nedenlerin üstesinden gelebilmektedir. Yaşça daha küçük çocuklar için ve anksiyetenin temelinde travmaların olduğu çocuklarda ise oyun terapisi uygulanmaktadır.

Yazar: Psikolog Ahmet Can ALKAN

Alkol Bağımlılığı Nedir? Tedavisi Nasıldır?

Alkol, sosyal açıdan rahatlamak ve sosyalleşmek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Alkolün makul miktarlarda tüketimi çoğu zaman toplum tarafından bir sorun olarak görülmez. Ancak kişi, aşırı miktarlarda alkol tüketiyorsa ve sorunlarından kaçmak için alkolü bir yol olarak görüyorsa burada bir sorun olduğundan söz edebiliriz. Bu durum bağımlılık başta olmak üzere duygusal, psikolojik ve fiziksel problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak kişide alkol sorununun var olduğunun söylenebilmesi için, kişinin yaşantısındaki işlevselliğinin bozulması gerekmekte ve alkol almadan günlük hayatındaki rutinleri yapamaz hale gelmesi gerekmektedir. Bu noktada alkol bağımlılığının işaretlerini üzerinizde hissediyorsanız, sorunun anlaşılması ve alkol kullanımında geri adım atmak önem taşımaktadır.

Alkol Bağımlılığının Belirtileri Nelerdir?

Alkol almaya dair güçlü bir istek duymak ve bu isteğe karşı koyamamak.

Alkol kullanımı nedeniyle iş, aile veya okul yaşantısında sorunlar yaşamak.

Kişinin içmeye başladığı andan itibaren kendini durduramaması ve bilincini kaybedene dek içmeye devam etmek istemesi.

Fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birçok sorun yaşanmasına rağmen, alkol kullanımına devam edilmesi.

Daha önce yapmaktan hoşlanılan aktivitelerden vazgeçerek sadece alkole yönelmek ve alkol almanın birincil öncelik haline gelmesi.

Alkole karşı tolerans geliştirmek ve istenilen etkiye ulaşabilmek için alınan alkol miktarını sürekli olarak arttırmak.

Alkol alma davranışı bırakıldığında çekilme belirtileri göstermek.( huzursuzluk, kaygı, mide bulantısı, titreme kalp hızında artış.)

İş, okul veya sosyal hayattaki sorumluluklardan kaçarak sadece alkol içme davranışını göstermek.

12 aydan daha uzun bir süre boyunca, yukarıda sayılan maddelerden en az ikisi yaşanıyorsa, kişide alkol kullanım bozukluğunun varlığından söz edilmektedir.

Bunun dışında, alkol kullanım bozukluğu; alkol zehirlenmesi ve yoksunluk yani çekilme semptomların yaşanmasına neden olmaktadır. Kandaki alkol miktarının yükselmesiyle beraber kişide alkol zehirlenmesi oluşabilmektedir. Bu durum kişide çeşitli davranış problemlerinin oluşmasına, uygunsuz davranışlar sergilenmesine ve konuşma, dikkat, hafıza gibi problemlerinin yaşanmasına neden olmaktadır. Kandaki yüksek miktarda alkol kişiyi ölüme kadar götürecek durumlar oluşturabilmektedir.

Yüksek düzeyde ve sürekli olarak alkol kullanımı olan kişilerin, alkol almayı bıraktıkları dönemde çekilme semptomlarının yaşandığı görülmektedir. Çekilme belirtileri birkaç saat içinde ortaya çıkmakta ve kişiye yüksek oranda rahatsızlık veren fiziksel semptomların oluşmasına neden olmaktadır. Çekilme belirtileri; titreme, terleme, kalp atışının hızlanması, kusma, mide krampları, yüksek derecede kaygı, uykuya dalmada güçlük, halüsinasyonlar ve nöbetleri olarak görülmektedir. Semptomlar kişinin günlük hayatındaki işlevselliğini ciddi derecede bozacak kadar kuvvetlidir.

Alkol bağımlılığının kimlerde görülme olasılığı daha fazladır?

Düzenli olarak alkol kullanımı kişinin alkol bağımlılığına daha yatkın olmasına yol açmaktadır.

Erken yaşlarda başlayan alkol kullanımı bir risk faktörü olarak yer almaktadır.

Aile geçmişinde veya birincil derecedeki ebeveynlerde alkol bağımlılığının ya da depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk gibi ruh sağlığı sorunlarının olması, alkole bağımlılık konusunda bir risk faktörü oluşturmaktadır.

Kişinin sosyal hayatında düzenli olarak alkol alabileceği kişilerin olması, alkole ulaşma konusunda büyük oranda kolaylık sağlamakta ve kişinin bağımlı hale gelmesinde bir risk faktörü olarak yer almaktadır.

Alkole karşı bağımlılığınızın olduğunu düşünüyorsanız, kendinize şunları sorabilirsiniz:

Artık içmeyi kesmeniz gerektiğini düşündüğünüz oldu mu?

Alkol yüzünden insanlar sizi eleştirdi mi?

Alkol aldıktan sonraki gün kendinizi suçlu hissettiniz mi? Bu suçluluğu bastırmak için çareyi tekrar alkol almakta buldunuz mu?

İçme davranışınız yüzünden yalnızlığınız arttı mı? Dışarıya çıktığınızda sadece alkol alan arkadaşlardan oluşan bir çevreye mi sahipsiniz?

Bu tür soruları sıklıkla kendinize soruyorsanız alkol ile ilgili bir sorununuz olduğunuzdan şüphelenebilirsiniz.

Alkol bağımlılığı olan bir kişi ne tür sorunlar yaşayabilir?

Alkolün etkisiyle kişi normalin dışına çıkarak cesaret kazanabilir. Bu durum da kendisini tehlikeli durumlara sokmasına yol açabilir.

Alkollü araç kullanımıyla beraber ölümcül kazalar gerçekleşebilir.

Akademik yaşantıda ya da iş hayatında olumsuz ve başarısız performanslar görülebilir.

Kişi tüm yatırımını alkole yönlendirdiğinden dolayı mali problemler yaşayabilir.

Sosyal ilişkilerde problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Şiddet suçlarını işlemenin ya da bir şiddet suçu mağduru olmanın ihtimalini arttırır.

Alkolün ortadan kaldırdığı sınırlar nedeniyle, intihar riski barındıran bir kişinin intihar etme ihtimalini arttırabilir.

Uzun süreli ve fazla alkol kullanımı kişide karaciğer, kanser, sindirim problemleri ve diyabet gibi sağlık sorunlarının oluşmasına yol açmaktadır.

Alkol bağımlılığına sahip olan bir kişide tedavi süreci nasıl işler?

Alkol bağımlılığının tedavisi kişiye göre değişiklik göstermektedir. Tedavi, kısa süreli, bireysel ya da grup danışmanlığı, ayakta veya yatılı olmak üzere değişkenlik göstermektedir.

Psikolojik danışmanlık, kişinin alkol ile ilgili olan problemini daha rahat anlamasına yardımcı olmakta ve alkol kullanımına neden olacak psikolojik sorunlarının farkındalığına ulaşmasında anahtar bir rol üstlenecektir. Psikolojik danışmanlığın yanı sıra, alkol kullanım bozukluğuna sahip bir kişi için ilaç tedavisi de oldukça yararlı olmaktadır. İlaç kullanımı ile beraber uygulanan bireysel ya da grup terapileri süreci hızlandırmaktadır. Bunun yanında tedaviye devam eden kişinin ailesinin de bir eğitim programından geçmesi yararlı olmaktadır. Bu durum tedavinin başarı şansını arttırmaktadır.

KAYNAKÇA

Mayoclinic, (t.y). Alcohol use disorder. www.mayoclinic.org

Helpguide, (t.y) Alcoholism and Alcohol Abuse. www.helpguide.org

Psychologytoday, (t.y). Alcohol use disorder. www.psychologytoday.com

Yazar: Psikolog Ahmet Can ALKAN

Mevsimsel Depresyon

Sonbahar ya da kış aylarında kendinizi çok mu kötü hissediyorsunuz?

Sonbahar ya da kış aylarında hepimiz kendimizi normalden biraz daha kötü hissedebiliriz. Kapalı havalarda, yataktan çıkmayı bile istemediğimiz anlar olur. Bu genellikle çoğu insanın kış aylarında hissettiği duygular olmakla beraber, ilkbahar ya da yaz aylarında kendini daha mutlu bir ruh haline bırakır. Ancak durum mevsimsel depresyon için, bu kadar da basit bir döngü değildir. Kişinin hayatı ciddi anlamda olumsuz etkileniyorsa ve kişinin işlevselliği bozuluyorsa burada bir sorundan bahsedebiliriz. Mevsimsel depresyonu, sonbahar ve kış aylarında başlayan, normalde tanımlanan depresyon belirtilerinin görüldüğü bir sorun olarak ifade etmek mümkündür. Kişi, mevsimsel depresyonu yılın hep aynı dönemlerinde yaşamaktadır. Ancak bu tanının koyulabilmesi için iki yıl boyunca yaşanmış olması gerekmekte ve belirtilerin aynı mevsimlerde ortaya çıkması gerekmektedir.

Aşağıda mevsimsel depresyon yaşayan bir kişinin ne tür belirtiler yaşadığı ortaya konmuştur.

Mevsimsel Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Bu kişilerde genel bir yorgunluk hali vardır ve hiçbir şeyi yapmak istemezler.

Kişi gündelik işlerinde ya da sosyal ilişkilerinde konsantrasyon kaybı yaşamaya başlar.

Geleceğe karşı yoğun bir umutsuzluk hali duyar. Geleceğe dair beklentileri azalır ya da kalmaz.

Gün içerisinde hüzünlü bir ruh halinde dolaşır.

Uyku saatleri artış gösterir. Kişi bu dönemde sürekli bir uyku haliyle dolaşır.

Kişi bu dönemlerde, duygularını bastırmak amacıyla normalden daha fazla yemek yer. Bununla beraber kilosunda artış meydan gelir.

Mevsimsel depresyon belirtileri, diğer depresyon türlerine göre daha hafif derecede yaşanmaktadır. Ancak bazen de bu belirtiler, kişinin günlük yaşamdaki işlevselliğini ciddi anlamda etkileyen büyük problemler haline dönüşebilmektedir.

Mevsimsel depresyon, oldukça ilginç bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü sadece yılın belli dönemleri ortaya çıkmakta ve belirtiler sonraki mevsimlerde azalmaktadır. Araştırmalar bu depresyonun nedeni hakkında kesin bir şey söyleyememektedir. Ancak azalan güneş ışığı yüksek olasılıkla kişideki depresif belirtileri arttırmaktadır. Azalan güneş ışığıyla beraber beyin kimyasını etkileyen seratonin’in (kişinin ruh halini düzenleyen bir hormon) etkilenmekte ve kişi çökkün bir ruh haline bürünebilmektedir. Bunun yanında, kişinin uyku düzenini sağlayan melatonin adlı bir hormon vardır. Yine sonbahar ve kış ile beraber, güneş ışığının azalması bu hormonu etkilemekte ve kendinizi normalden daha uykulu hissetmenize neden olabilmektedir.

Ancak her kendini kötü hisseden kişi depresyonda değildir. Eğer gerçekten günlük hayattaki aktiviteleri yapamayacak durumda iseniz, yemek ve uyku düzeninizde ciddi değişiklikler olduysa, profesyonel bir yardım almanız gerekmektedir. Ayrıca var olan belirtileri azaltmak için çok fazla uyuyor ya da fazla alkol alıyorsanız yine bir uzmandan yardım almanız önem taşımaktadır.

Mevsimsel Depresyonu yenmek için neler yapabilirsiniz?

Sonbahar ve kış aylarındaki az güneş ışığının kişide oluşturduğu çökkün ruh halinden bahsetmiştik. Bu nedenle güneş ışıklarının en yoğun olduğu saatte dışarıya çıkmanız ve yürüyüş yapmanız yararlı olacaktır.

Yapacağınız düzenli egzersizler, stres seviyenizi azaltmayı sağlayacaktır.

Bunların yanında bir uzman desteği almanız, sizin için güzel bir ilk adım olacaktır.

Mevsimsel Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

Bilişsel Davranışçı Terapi: Yapılan araştırmalar, mevsimsel depresyonun tedavisinde bilişsel davranışçı terapinin oldukça etkili olduğunu ortaya koymaktadır. BDT ile olumsuz duygularınızın oluşmasına neden olan düşüncelerinizi saptayabilir ve bu düşüncelerle baş edebilmek için yeni beceriler kazanabilirsiniz. (Bakınız: bilisseldavranisciterapi.gen.tr)

İlaç Tedavisi: Kişinin yaşamış olduğu depresif semptomların ve olumsuz duyguların giderilmesinde, daha önce söz ettiğimiz hormonların arttırılmasında, uzman bir psikiyatrist kontrolünde ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Böylece uygulanan terapi ile beraber, kişinin en çok faydayı alması planlanmaktadır.

Işıkla Terapi: Sonbahar ve kış aylarında azalan güneş ışığının, kişide çökkün bir ruh hali oluşturduğunu söylemiştik. Bu terapide, yapay olarak kişiye parlak derecede güneş ışıkları verilir. Haftada birkaç kez olmak üzere bu yöntem uygulanmaktadır.

Yazar: Psikolog Ahmet Can ALKAN